15 Temmuz’da oradaydım, Şehitler köprüsünde

Şüphesiz o gece, mesleki ve kişisel hayatımın en önemli gecelerinden birini tecrübe etmiştim. Gördüklerim hafızamda hala dipdiri.

 

15 Temmuz akşamında, “WhatsApp” İstanbul fotoğraf grubumuzda bir arkadaşımız “TRT’ye asker girmiş” diye yazdı. Herhalde bir terör saldırısı var diye endişelendim. Belki 80 darbesini yaşamış olsaydım bunun aslında darbe girişimi olduğunu saniyesinde anlayacaktım. Akabinde, İstanbul Fotoğraf Editör Yardımcısı Erhan Sevenler ilk olarak bütün foto muhabirlerini acilen ajansa çağırdı, sonrasında köprülerin kapatılmış olduğunu öğrenince daha farklı bir görev dağılımı yaptı. Beni arayıp Selimiye Kışlası tarafına gitmemi ve çok dikkatli olmam gerektiğini söyledi. Hemen evden çıkıp ilk taksiye atladım, taksici E5’te tankları görünce korkup, daha fazla ilerleyemeyeceğini söyleyerek beni Acıbadem metro durağında indirdi.

 

“Darbeci askerleri Telekom binasında fotoğrafladım”

 

Bir elimde telefon sürekli haber sitelerinden ve Twitter’dan gelişmeleri takip ediyordum. O sırada başka bir taksiye binip Acıbadem’deki Türk Telekom binasına geçtim.

 

Telekom binasına vardığımda darbeci askerleri gördüm ve hemen aracın ücretini ödeyerek ayrıldım. Kuytu bir kenara geçip askerlerin fotoğraflarını çekmeye başladım.

 

Askerler yanlarına yaklaşan ya da görüntü çektiğini fark ettiği vatandaşlara ani hareketlerle silahlarının namlularını kaldırıp korkutmaya çalışıyorlardı, zaman zaman da havaya ateş açıp insanlara “Evlerinize gidin” diye bağırıyorlardı. Arada bir kafeye girip televizyondan Cumhurbaşkanımızın tarihi açıklamalarını izliyordum.

 

“O görüntü darbecilerin acımasızlığının kanıtıydı”

 

Tekrar dışarı çıktığımda bir vatandaşın askerlerin yanında onlarla konuştuğunu, daha çok sakinleştirmeye çalıştığını gördüm. Aramızda yaklaşık 30 metre vardı ve telefonum kayıttaydı. O sırada askerlerden biri aniden o kişiyi vurdu. Etraftaki insanlar şok oldu. O an içimden “bunlar asker değil, terörist” diye geçirdim, çünkü gerçek bir asker halkın güvenliği için kullandığı silahı halkına doğrultamazdı.

 

Ertesi gün şehit olan o kişinin Acıbadem Muhtarı Mete Sertbaş olduğunu öğrendim. Orada çektiğim görüntü nasıl acımasızca infaz edildiğinin kanıtıydı. Allah rahmet eylesin.

 

 

“Köprüye doğru yürümeye başladım”

 

Darbeci askerler sağa sola, rastgele ateş etmeye başladığında bir çiftin aracıyla oradan uzaklaşıp tekrar E5’e geldim. Vatandaşların, Cumhurbaşkanımızın çağrısıyla korkusuzca bayraklarını sallayarak köprüye doğru yöneldiğini gördüm. Aralarında biraz gezinip fotoğraf çekmeye  başladım. Ardından güç bela bulduğum bir taksiciyi ikna edip beni köprüye yakın gidebileceği bir noktaya kadar götürmesini istedim.

 

Altunizade’nin az ilerisinde inip köprüye yürümeye başladım, belli ki köprü tarafını görmüş bir adam “Dikkatli olun, köprüye yaklaşan herkesi vuruyorlar” dedi. Acıbadem’de gördüklerimden sonra bu söylenene hiç şaşırmamıştım.

 

“Köprüyü terk edip kaçan bir kişiye bile şahit olmadım”

 

Köprüye yaklaştığımda her kesimden kadının, erkeğin, gençlerin ve yaşlıların orada bir direniş başlattığını gördüm. Yer yer silah sesleri duyuyordum; ateş altındaki insanlarsa sadece yere yatıyorlardı, köprüyü terk edip kaçan bir kişiye bile şahit olmadım.

 

“Tankları çekmek için ilerlemeye başladım”

 

Köprüdeki tankları çekmek için temkinli bir şekilde ilerlemeye başladım. Sırt çantamı, olur da hedef olursam laptopum kurşunu durduramasa bile yavaşlatır düşüncesiyle, önüme çektim. En kötü senaryoya kendimi hazırlayıp ellerimle başımı koruyarak en öndeki itfaiye aracının arkasına kadar ilerledim.

 

Orada bulunan yürekli insanlar bana bir koridor açarak dikkatli olmamı, makinamı mümkün olduğunca gizlemem gerektiğini öğütlediler ve işte tanklar karşımdaydı.

 

“Fotoğrafları merkeze metrobüste saklanarak gönderdim”

 

Fotoğraflarımı çektim, tam geri bir iki adım atmıştım ki tekrar şiddetli bir ateş başladı. Kafamı mümkün olduğunca aşağıda tutarak yol kenarındaki metrobüslerden birinin içine girip yüz üstü yere yattım. Hafiften başımı kaldırıp camdan dışarı baktığımda bazı insanların yaralıları ateş hattından çekmeye çalıştıklarını gördüm. Bir süre metrobüsün içinde kalıp fotoğraflarımı merkeze yolladım.

 

Ara ara metrobüsten dışarı çıkıp, ateş açıldığı anlarda yere yatan, sırtlarında, ellerinde bayraklar olan insanların fotoğraflarını çekiyordum.

 

Ateş kesildiğinde arabalarının arkasında küçük gruplar halinde yerde oturup adeta siper almış insanların arasında geziniyordum.

 

“Metrobüsler köprüdeki insanların en büyük sığınağıydı”

 

Tekrar laptopumu açıp yere oturmuştum ki yukarıdan şiddetli bir helikopter ve silah sesi duydum. Laptopumu başıma tutarak tekrar metrobüse sığındım. Metrobüsler, oradaki insanların en büyük sığınağıydı ama kurşunu durdurabilir miydi? Hayır.

 

“Motosikletleriyle yaralıları taşıyanlar gecenin kahramanlarından”

 

Bir çığlık sesi yükseldi, ilerdeki minibüslerden birinin içinde bir vatandaş vurulmuştu. Aceleyle ambulansa taşıyıp hastaneye gönderdiler. Sağlık görevlileri ve motosikletleriyle sürekli yaralı taşıyan sivil vatandaşlar o gecenin diğer kahramanlarıydı.

 

“Ve sabah ezanı… Tarifsiz bir güç verdi”

 

Ve ardı ardına bir kaç camiden sabah ezanı duyuldu. O ilahi an hepimize tarifsiz bir huzur ve güç verdi.

 

İlerleyen saatlerde nihayet gün ağarmaya başlamıştı. Yamaçtaki yeşilliklerin sulama saati gelmiş olacak ki fıskiyeler bir anda çalışmaya başladı. Bazı vatandaşlar o suyla abdest alıp yol kenarında namaza durdu.

 

Bir süre sonra merkezden; Çengelköy’de de halkın üzerine ateş açıldığı, oraya gidip gidemeyeceğim soruldu, hemen yol kenarından Çengelköy’e nasıl en güvenli şekilde inebilirim diye düşünüp sağa sola yürümeye başladım.

 

“Dehşet bir gürültü koptu”

 

O sırada dehşet bir gürültü koptu. O kadar şiddetliydi ki ayağımın altında yerin titrediğini hissettim. Köprünün sol tarafından gelen vatandaşlardan tanktan TOMA’ya açılan ateş sonrasında TOMA’dan kopan bir parçanın bir vatandaşı parçaladığını öğrendim. Olayın gerçekleştiği yerden yarı baygın sinir krizi geçiren bir kadın getirildi. Halkın arasında  bulunan bir kadın doktorsa hemen müdahale etti. Bir poşeti sürekli ağlayan ve titreyen kadının ağzına yerleştirerek onun içine nefes alıp vermesini sağladı. Bir yandan da diğer eliyle kadının elini tutarak “Her şey iyi olacak, iyi olacaksın” diye sakin bir sesle telkinlerde bulundu.

 

“Gişelerin olduğu bölge kan gölüne dönmüştü”

 

Artık hava tamamen ağarmıştı ki köprüye bir grubun koştuğunu gördüm. “Askerler teslim oluyor” dedi oradan biri, diğer biri “tuzaktır tuzak” dedi. Çünkü hala silah sesleri duyuluyordu. Sonra sevinç içinde köprüye koşan bir grupla beraber ben de köprüye koştum. Gişelerin olduğu bölge kan gölüne dönmüştü.

 

İnsanlar sevinçle ve gece boyu direnişlerinin sonunda kazandıkları zaferle, tankların üstüne tırmanıp gururla bayraklarını sallıyorlardı.

 

Polis bir süre halkın istediği gibi hareket etmesine, kazanılan zaferi yaşamasına müsaade etti ama artık trafiğin açılması gerekiyordu.

 

Tanklarla “selfie”

 

Tanklarla “selfie”ler çekildi, bayraklar sallandı, yer yer tekbir getirildi. Ardından çekiciler köprüye getirilerek, neredeyse bir saatlik çalışmayla tanklar yol kenarına çekildi ve trafik açıldı. Metrobüsler, sivil araçlar köprüde görünmeye başladı.

 

Şüphesiz o gece, mesleki ve kişisel hayatımın en önemli gecelerinden birini tecrübe etmiştim. Gördüklerim hafızamda hala dipdiri.

 

Köprüde, İstanbul’un diğer noktalarında ve Ankara’da verdiğimiz şehitlerimize şuan sürmekte olduğumuz hayatlarımızı, işlerimizi, akşam ailece oturduğumuz sofraları, gece rahatça başımızı koyup daldığımız uykularımızı, kahkahalarımızı borçluyuz. Bunu unutursak yazıklar olsun bize.

 

Halkımızın cesur olduğunu biliyordum ama gözlerimle görüp, tecrübe etmek bambaşka bir deneyim oldu benim için. Onların parçası olmaktan bir kere daha gurur duydum.

 

Ve resim netleştikçe tüm bu yaşananların sorumlusunun FETÖ olduğunu öğrendik. İnsanlara tüm bu kabusu yaşatmanın motivasyonu nedir aklım almıyor.

 

Neyse ki şerden hayır çıktı ve Türk halkı daha da kenetlendi, artık saflar daha sıkı…

 

 

Elif ÖZTÜRK - Anadolu Ajansı, İstanbul Bölge Foto muhabiri

Istanbul Photo Awards'ın kazananları belli oldu



Anadolu Ajansı’nın düzenlediği uluslararası haber fotoğrafı yarışması Istanbul Photo Awards'da "Yılın Fotoğrafı" ödülünü Daniel Berehulak'ın Ebola salgınında Liberya’da çektiği fotoğraf kazandı.

Haber ve spor fotoğrafı dallarında tekil ve seri fotoğrafların değerlendirildiği ve her bir kategoride ilk üçe giren fotoğrafların belirlendiği yarışmaya, 100’ü aşkın ülkeden yaklaşık 12 bin fotoğraf ile başvuru oldu. 

Time dergisi uluslararası fotoğraf editörü ve jüri başkanı Alice Gabriner, Pulitzer ödüllü foto muhabiri ve Şangay Fotoğraf Merkezi'nin Direktörü Liu Heung Shing, Stern dergisi fotoğraf editörü Harald Menk, Getty Images yöneticisi Georges De Keerle,  World Press Photo ödüllü  Guillaume Herbaut,  World Press Photo ödüllü savaş Muhabiri Patrick Chauvel, AFP fotoğraf dağıtım ve iş geliştirme direktörü Michel Scotto, AA Görsel Haberler Yayın Yönetmeni Ahmet Sel ve AA Fotoğraf Editörü Fırat Yurdakul'dan oluşan jüri, yılın fotoğrafı "Photo of the Year 2014"ün yanı sıra "tekil haber", "seri haber", "tekil spor" ve "seri spor" kategorilerindeki ödüllerin sahiplerini de belirledi.

Yarışmada, Avustralyalı fotoğrafçı Daniel Berehulak'ın The New York Times için Liberya’daki Ebola salgını sırasında çektiği fotoğraf, uluslararası jüri tarafından "Yılın Fotoğrafı" ödülüne layık görüldü.

Jüri başkanı Gabriner, Berehulak’ın fotoğrafını gazetede ilk gördüğünde "yüreğinden vurulduğunu" hatırladığını anlatarak, "Fotoğraf, sizde daha fazlasını bilme isteği uyandırıyor. Sonrasında da sizi bu inanılmaz hikayeye götürüyor" dedi.

Ebola'nın geçen yılın en güçlü haberi olduğunu belirten Gabriner, fotoğrafı seçme nedenlerinden birinin de bu olduğunu açıkladı.

Gabriner, yarışmaya katılan fotoğrafların kalitesinin yüksekliğine dikkati çekerek, yarışmacılar arasında dünyanın en iyi fotoğrafçılarının da yer aldığının altını çizdi.

Yarışmanın ilk yılı için düzeyin son derece dikkate değer olduğunu ifade eden Gabriner, “Bence bu gelecekte yapabilecekleriniz açısından çok iyiye işaret. Bu yarışmanın ilk jürisinde yer almaktan gururluyum" diye konuştu.

Pulitzer ödüllü foto muhabiri Liu Heung Shing de jüride yer almaktan heyecan duyduğunu belirterek, fotoğrafların kalitesinin "şaşırtıcı derecede iyi" olduğunu dile getirdi.

Yarışmada  yılın fotoğrafının yanısıra dört kategoride 7 ülkeden 11 fotoğrafçıya  ödül verildi.

Yılın fotoğrafına ve bütün kategorilerdeki birincilere 8 bin, ikincilere 3 bin, üçüncülere ise 1.500 ABD Doları ödül verildi.

Türk Hava Yolları’nın "Resmi Havayolu Sponsoru" olduğu yarışmayı kazanan bütün isimlere ve sonuçlarla ilgili ayrıntılı bilgiye, www.istanbulphotoawards.com internet sitesinden erişilebiliyor.

Istanbul Photo Awards jürisi toplandı

Anadolu Ajansı (AA)'nın ilk kez düzenlediği uluslararası haber fotoğrafı yarışması "Istanbul Photo Awards"ın uluslararası jürisi, ödül alacak fotoğrafları belirlemek için İstanbul'da toplandı.

Dünyanın dört bir köşesinden gelen jüri üyeleri, yarışmaya başvuran fotoğraflar arasından kazananları belirlemek için hafta sonunu yoğun bir mesaiyle geçirdi.